Nisan 2008 için Arşiv

Mehmed Zahid Kotku (rh.a)

Çarşamba, 30 Nisan 2008

boxbismillah.jpg

 

mzk0.jpg

Rahmetullahi aleyh’in adı Mehmed Zâhid, soyadı Kotku idi. Kendisinin naklettiğine göre babası ona: “Oğlum Mehemmed!” diye hitap edermiş. Soyadının “mütevâzi” manasına geldiği nüfus cüzdanının başına not edilmiş idi.Tevellüdü 1315 hicrî kamerî (Rûmî: 1313, Milâdî: 1897) yılında Bursa şehrinde, kale içinde Türkmenzâde Çıkmazı’ndaki baba evinde vaki olmuştur.

a. Ailesi

Baba ve annesi Kafkasya’dan 1297′de göç eden müslümanlardandır. Dedeleri Kafkasya’da Şirvan’a bağlı eski bir hanlık merkezi olan Nuha’dandır ki burası dağ eteğinde, ipekçilikle meşhur, ahalisi müslüman, halen Azerî Türkçesi konuşulan bir yerdir.

Babası İbrahim Efendi Bursa’ya 16 yaşlarında iken gelmiş, Hamza Bey Medresesinde tahsil görmüş, muhtelif yerlerde imamlık yapmış, Hazret-i Peygamber (SAS) sülâlesinden bir Seyyid’dir; 1929′larda 76 yaşlarında iken Bursa ovasındaki İzvat Köyü’nde vefat etmiş ve oraya defnolunmuş, ehl-i tarîk bir kimsedir.

Annesi Sabire Hanım, Mehmed Zâhid Efendi 3 yaşlarında iken vefat etmiş, Pınarbaşı Kabristanı’na gömülmüştür.

Bu anne ve babadan doğma ağabeyi Ahmed Şakir (1308-1335) subaylık yapmış, Kudüs’te Çanakkale’de bulunmuş, siperlerde hastalanmış ve 28 yaşlarında iken vefat edip Söğütlüçeşme’ye defn olunmuştur. Aynı anneden bir küçük kardeşi daha olmuşsa da çok yaşamamış birkaç aylık iken vefat etmiştir.

Babasının ikinci evliliği yine Dağıstan muhacirlerinden, Fatma Hanım’la olmuştur. Ondan doğma üç kız kardeş halen hayattadırlar. Bunlardan Pakize Hanım’ın efendisi de, Bursa Ulu Cami imamlarından ve İsmail Hakkı Tekkesi şeyhlerinden merhum Ahmet Efendi (K.S)’dir.

(more…)

GÜNEŞ MUM İLE, ÇIRA İLE ARANMAZ (*)

Çarşamba, 30 Nisan 2008

Seyfeddin Refeeddin TAŞKENDÎ

Tasavvuf büyüklerinin tanıtılmaya ihtiyacı yoktur. Günesin yakıcılığı bizim tahmin ettiğimizden fazladır. Günes mum ile çira ile aranacak bir şey değildir. Fakat muhabbet duymak, onlara gönül bağı oluşturmak, onlar gibi yasamak için onların özelliklerini anlamak gerektir. Bir âlim yazdığı kitabin başlangıcında şunları yazmıştır.

”Okumak yetmez, anlamak gereklidir. Hayat zor, inişli çıkışlıdır. Bizim ise faal, hareketli, cesaretli ve gayretli olmamız lazımdır. Din için gayret göster; bu gayret seni yüce makamlara iletir. Hak Teala âdildir, gafurdur, gayretlidir. Gayretli olanı sever.”

Tasavvuf; dini, dili, mezhebi bir olan; edebiyatı ve medeniyeti ortak olan iki kardeş halkı birbirine yaklaştıracak manevi diyarlarından yararlandırabilecek bir kaynaktır.

(more…)

SİYASETE, SANAYİYE, SOSYAL HAYATA DAMGASINI VURMUŞTUR (*)

Çarşamba, 30 Nisan 2008

İsmail Durak ÜNLÜ

Altın Silsile’den Aziz Efendi Hz. üniversite öğrencilerini fakültelerin kapısında ziyaret ederek, daha namaz kılmayı bilmeyen gençleri evlerine götürürmüş. Böyle böyle bugün ismi meşhur bir çok insan İslam’ı bu tekkede öğrenmişler.

O zamanki Türkiye’yi hatırlarsak; ülke bastan ayağa tarla hükmünde. Elektrik yok, su yok, alt yapı yok, fabrikalar yok; ticaret, sanat azınlıkların elinde, müslüman ahali ise rençber, tarlada uğraşıyor.

Böyle bir dönemde Aziz Efendi Hz. Türkiye’nin kalkınması için lazım olan unsurları toplamış onun dervişleri bu memleketin yollarını yapmışlar, çeşmelerinden su akıtmışlar, evlerindeki lambaları onlar yakmışlar.

(more…)

O BİR HİDAYET REHBERİYDİ (*)

Çarşamba, 30 Nisan 2008

Raif CİLASUN

Muhterem hazırûn… Sizinle teşerrüf etmekten çok mutluyum. Bugün burada üstadımızın anılarıyla gaşyolacağız, onu sevgi rabıtalarımızla anacağız, ruhu mübareklerini ta’ziz edeceğiz inşaallah. Ne mutlu sizlere ki salih, veli, hak yolun rehberi muhterem mürşidimizi anmak ve bu günü ihya için muhtelif yerlerden geliyorsunuz, inşaallah ecrine nail olacaksınız, sizleri tebrik ederiz.

(more…)

İSTİKAMETİ ŞERİATTI (*)

Çarşamba, 30 Nisan 2008

Mehmed Emin ER Hoca

Malumunuzdur ki; merhum şeyh Muhammed Zahid Efendi’nin istikameti şeriata uygundu. Nasıl ki kıyafeti, biçimi her hali tamamıyla yasayışı şeriata uygundu. ”İnsandan sorma, ona mulâzemet edenlere arkadaşlarına bak” derler.

Bugün çeşitli yerlerde Avrupa’da, Amerika’da Hindistan’da, Malezya’da, Riyad, Mekke, Medine’de şeyh efendinin mensupları elhamdü lillah hepsi şeriat âdâbıyla yasıyorlar. Her gittiğimde onlara misafir oluyorum, beraber kalıyoruz hatta ev ailesi tamamıyla şeriatın emrettiği gibi yasıyorlar. Bu bid’atlere sapmadan yasayış; onları terbiye edenin büyüklüğüne, onun ma’rifetine, onun himmetine delâlet ediyor. Büyüklük bakımından bu kâfidir.

(more…)

DÜNYANIN DİREĞİ (*)

Çarşamba, 30 Nisan 2008

Muammer ELMALI

1959′da İstanbul’da bir işyeri açtım. Malatya’da iken Hocaefendi Hazretleri’nden bahsetmişlerdi. 1959 Ramazan’ında İskenderpaşa Camii’ne, pazar günkü hadis derslerine geldim. “Hocaefendi ile nasıl tanışalım, geldiğimizi nasıl haber verelim?” derken; Hocaefendi Hazretleri kendisi teşrif etti yanımıza, “Hoş geldin!” dedi. Malatya’daki bir iki arkadaşın durumlarını sordu. Biz de selâmlarını ilettik.

Birbirimizi hiç görmemiştik. “Malatyalı mısınız?” diye de sormadı. “Hoş geldiniz!” dedi, Malatyalı olduğumuzu söyledi. “Terzibaşı var, Sait Çekmegil var…” dedi. Hiç konuşmadan mübarek bizim memleketimizi söyledi elhamdü lillâh… O ilk gün, kalabalığı yara yara bu fakirin yanına geldi. Ondan sonra, bir yüzbaşı vardı, onu sordu. Hocaefendi Hazretleri’nden bir iki defa daha görmüştük böyle şeyler…

(more…)

NAİME HANIM’DAN HATIRALAR (*)

Çarşamba, 30 Nisan 2008

Nâime Hanım, eşi Enver Bey ile birlikte 20 yıl kadar Hocaefendi Hazretleri’ne hizmet etmiş bir kimse. Onun anlattıklarından bir kaç hatıra:

Eniştemin vasıtasıyla Hocafendi’den ders aldım. Dediler ki: Draman’da hatm-i hâce var. Emine Hanım yaptırıyordu, çok uyanık bir hâtundu. Koşa koşa onun hizmetine giderdim. Kış kıyamet dinlemezdim, sevap çok diye devam ederdim. Hanım çok bilgili, çok uyanık bir hanımdı. Bana hep dua ederdi:

“–Nâimeciğim, Allah senin içini, dışını nur etsin!” derdi.

(more…)

GENÇ BİR OSMANLI ASKERİ (*)

Çarşamba, 30 Nisan 2008

Prof. Dr. Yusuf Ziyâ BİNATLI

Pek muhterem hàzırûn!..

İçinizde Rahmetullàhi Aleyh ile münasebette bulunanların, ondan feyz alanların içinde en kıdemsizi benim… Kendisinin mürîdi olma şerefine nail olmadım, rahle-i tedrisinde bulunmadım. Kendisiyle pek çoğunuzun sohbet ettiği süre içinde, belki sohbette de bulunmadım. Onun imam olduğu şu mihrab arkasında, onun cemaati de olmadım. Ama, içinizde değil belki Türkiye’de, kendisini ilk görenlerden biri olmakla müftehirim.

(more…)

ÇOK HALİM SELİM İDİ (*)

Çarşamba, 30 Nisan 2008

H. Muhterem COŞAN

Biz iki kızkardeşiz. Ben anne ve babamın küçük kızları oluyorum. 1941 yılı kurban bayramı sabahı, babam camiye gitmiş ve ben doğmuşum. Artık evde bayram edilmiş. Rahmetli annem bayram sabahı doğduğum için “Hacer” ismini arzu etmiş. Büyükannem yâni babamın ikinci annesi, “Muhterem” demiş; Hacer Muhterem Kotku olmuşum.

Çocukluğumun bir kısmı, dedemden sonra sevgili babamın da imamlık vazifesi gördüğü İzvat Köyü’nde geçti. Sonra babam Bursa içindeki Üftade Cami-i Şerifi’ne naklolduğu zaman, Hisar içindeki dede yadigarı bahçeli eve taşındık.

Rahmetli babam her ramazan ayında camide i’tikâfa girerdi. Biz ona yemek götürür, caminin hemen yanında, sur üstündeki şahâne manzaralı bahçede, doğaya karşı iftar yemeklerini beraber yerdik. O tatlı günleri hiç unutamam.

(more…)